Genel :

bilimist

bilimist Yazdı...



Cahillik ve mutluluk arasında bağ ilişkisi araştırması

17 Kasım 2015 Bu içerik 3.527 kez okundu.

Evet bu yazımızda, cahillik hakkında araştırma yapacağız.

Şahsi görüşüm şudur;

Cahil insan herşeyi bildiğini sandığı için mutludur, çünkü; ona göre öğrenecek başka birşeyi yoktur.
Zeki insan ise mutsuzdur; çünkü bilmediğini bildiği şeyler vardır.


bir bilimist.com atasözü olsun bu :)



Mevlana Muhammed Celaleddin-i Rumi derki; "Cahil kişi;gülün güzelliğini görmez,gider dikenine takılır." sözü kimindir?

* * * * * * * *
Okudukça, gördükçe, yaşadıkça ya da bir şekilde öğrenen insan evrendeki boyutunu gördüğü vakit aslında ne kadar değersiz,ne kadar gelip geçici, ne kadar boş olduğunu fark ederek, ki insan egosu benliğindeki üstünlük kompleksi ve aşağılık kompleksini dengelemeye çalışırken kendini değerli/üstün bir varlık olduğunu hissettiren şeylerle/olgularla mutlu olur, ancak yüzleştiği üst benliği karşısında pek çok düşünür gibi (nietzsche,schopenhauer, freud gibi) mutsuzluğa erişir ya da başka bir değişle karamsarlığa kapılır. mutluluk aslında baside indirgendiğinde genel olarak tanımlanabilcek bir kavram değildir; insan beyni ne güzeldir ki, insana şakağını ellerinin arasına alıp düşünmesine gerek bırakmadan neşe/mutluluk veren şeylerle, adeta uyuşturucu almışçasına (neşe veren şeyin,olayın ya da durumun neşe verdiği süre kadar) onu tüm derinliklerden,sorgulamalardan,yüzleşmelerden...vs uzaklaşabilme olanağı sağladığı için ve hatta ''hiç''liğini ona unutma şansı veren ve hatta hiç farketmemesini bile sağlayabilen (ki bu aşamada mutlu ve cahil insanla karşılaşıyoruz) bir yapı olduğu için, evet cahil insan daima mutludur.ancak bu sanılmasın ki düşünen/öğrenen insan hep mutsuzdur. bilge olarak sıfatlandırılabilcek bir insan bile içtiği sudan haz almasını bilir ancak bu bilgiyi (basit doğmak-büyümek-üremek-ölmek sınırları gibi) saf sınırları içersinde değerlendiremeyeceği için o hazı o anda yaşayıp bitirip yine suyun nereden geldiğini, nereye gideceğini ve hatta küresel ısınmayı ve hatta daha da günceli düşünerek afrikada susuzluktan ölenleri düşünürken yeniden mutsuz olur; yani onun mutluluğu anlardan ibarettir. zaten aslında mutluluk da anlardan ibaret değil midir?

Kaynak: s h i n e o n y o u c r a z y d i a m o n d




* * * * * *

Cehalet ile ilgili sözler

Cehalet
  • Bilgi kadar zenginlik yoktur. Cehalet kadar yoksulluk yoktur. - Ali
  • Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol. - Mevlana Celaleddin-i Rumi
  • Cahil olanların merhameti ve lütfu azdır. - Mevlana Celaleddin-i Rumi
  • Cehalet, ayrıcalıklı sınıfın ustaca kullandığı bir silahtır. -Karl Marx
  • Cehalet mutluluktur. Morpheus Matrix filminde.
  • Cehalet naziktir. George Michael
  • Dil bir ölçüdür; cehalet onu hafiflettiği gibi akıl da onu ağırlaştırır. - Ali
  • Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak. - Arthur Schopenhauer
  • Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir. - Mustafa Kemal Atatürk
  • Eskiden "cahil" diyorduk ve şimdilerde kibar olduk, "üniversite hocası" diyoruz. - Yalçın Küçük
  • Hiçbir acı cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. - Ali
  • İnsanoğlu, her şeyden daha çok terazinin (kefelerine) benzer; ya cehaletiyle hafif veya ilmiyle ağır olur. - Ali
  • Üniversitedeki profesörlerin, öğrencilerinden cahil oldukları bir aşamadayız. - Yalçın Küçük
  • Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir , yerinde duran bir şey ise geriye gidiyordur. - Mustafa Kemal Atatürk
  • Hiçbir şey bilmeyen cahildir, ama bilip de susan ahlaksızdır. - Bertolt Brecht

* * * * * * *

Bir Dilim Hayat: Cahillik Mutluluktur

Çevremdeki bir çok kişi artık haberleri izlemediğini, güncel olayları takip etmediğini, kitap okumayı bıraktığını, hayal kurmadığını, gelecek ile ilgili umudu, inancı, hayali olmadığını söylüyor. Gazetelere bakmadığını, internetteki haber sitelerine girmediğini, dünyada ve Türkiye’de neler olduğunun, umrunda olmadığından bahsediyor. Neler oluyor bu insanlara da, ”cahillik mutluluktur” parolasını, boyunlarında bir tabela olarak taşımaya başladılar?


Neden, nasıl, nerede, ne zaman, nasıl ve kim (5N1K) sorularını, bilime, basın mensuplarına, profesörlere ve işin ehillerine bırakıp, kuytu bir köşede mutluluk maskesiyle yanı başımızda ikamet eden ve her daim güler yüzlerini, akmayan göz yaşlarını, hiç ağrı hissetmediği kalplerini ve bir ağırlık çökmeyen göğüslerine gere gere dolaşan bu insanlar, biz değil miyiz?

”Bu toplumda ‘biliyor’ olmak mutlak surette bir haksızlığa maruz kalmak demektir. Çünkü, bilgi borçlandırır, ‘anlamak’ zorunda bırakır. Cahil, acıma duygusu uyandırır. Yıkıcılığı bağışlanır. Bu, onların lüksüdür. Oysa aydın, bilgilenmek gibi bir suçtan müebbeden mahkûm edilmiştir. Bastığı yerde ot bitmeyen cahili, vicdanının demir parmakları arasından seyreder.” der Alev Alatlı ve aydın vicdanının, cahil aklıyla olan ilişkisini bize özetler.

Çocukluğumuzdaki her şeyin daha güzel olduğundan bahsederiz her zaman. Çocukluğumuzdaki insanlar, bayramlar, parklar, sokaklar, caddeler her şey çok güzeldir. Çocuklar çok güzeldir çocukluğumuzda, anneler, babalar, teyzeler, baklavalar, erişteler, sarmalar, bütün yiyecekler, içecekler çok güzeldir. Televizyon bile çok güzeldir çocukken. Gidemediğiniz sinemanın hayali, eve ne zaman alınacağını bilmediğiniz renkli televizyon, bayramdan bir önceki gün alınacak bayram ayakkabısı, bakkala ekmek almaya giden annenin eve geldiğinde sıcak ekmek poşetinden çıkaracağı erimiş çikolata, çok güzeldir çocukken.

Hayallerin peşinde koşan, hayal kuran, hayaliyle uyuyan, hayalini rüyasında gören, hayali arkadaşları olan, hayalleri umut olan çocuklardık. Paranın önemi sadece, mahalleye yeni gelen, çikolata arabasında ya da sokaktan geçen pamuk şekercideydi sadece. Yoksa para çocukları ayıran değil, bir pamuk şekeri altı kişi yiyerek birleştiren bir şeydi. Sınıfsal ayrımlar da yoktu küçükken. Hiçbir çocuk diğerine Kürt, Alevi, Roman diye ayırmaz, futbolu ne kadar iyi oynadığına ya da derslerindeki başarısına göre ayırırdı. Çocukların babalarının ne iş yaptığına göre de ayrılmazdı çocuklar. Bir atari salonunda omuz omuza birbirlerini yenmek, ona sadece ve sadece bir oyunda üstünlük kurmak için rakip olurlardı. Atari salonunun çıkışında ise elleri birbirinin omzunda az önce rakip olan iki arkadaş, usulca caddede yürüyerek, sadece oyunlardan konuşabilirdi.

Farklılıklar, çocukların gözünde yoktu. Aynılıklar ise çocukların hayal, umut ve en önemlisi de oyun dünyalarının birleştirici tek öğesiydi. Karnı aç olduğu için, bir ekmek fırınına gidip, kuru ekmek isteyen çocuklara, fırıncının verdiği taze ekmek, çocuklar arasında eşit şekilde bölüştürülür ve bir kaldırım kenarına oturup, en saf, en temiz, en içten gülen yüzleriyle, umutla ve afiyetler yerlerdi. Kuru ekmek hayali birleştirirdi çocukları. Bir oyun birleştirirdi. Futbol birleştirirdi. Pamuk şekeri birleştirirdi. Çocukları ayıran tek şey ise, akşam ezanıydı. Çünkü her çocuk akşam ezanı okuyunca, birbirlerine iyi akşamlar dileyerek evlerine giderlerdi ki, babalarının isteği de hep böyleydi.

Peki ne oldu da, şimdi aynı masada oturduğun iş arkadaşların, dostların, ailen ve çevrendeki herkes ayrılıyordu birbirinden?

1949 yılında ya [Cahillik Mutluluktur] yımlanan George Orwell – 1984 kitabında geçen bir cümle, günümüz insanın birbirinden ayrılmasının nedenini çok iyi şekilde ortaya koyuyor.

Ignorance is strength. (Cahillik güçtür)

1999 yılında Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin yazıp-yönettiği Matrix filmindeki meşhur sahnede ise filmi izleyenlerin aklında her daim yankılanan şu cümle geçer.

Ignorance is bliss. (Cahillik mutluluktur)

1953 yılında yayımlanan Ray Bradbury – Fahrenheit 451 kitabında, dünya üzerinde yakılan neredeyse bütün kitaplardan sonra, bir itfaiye erinin sisteme karşı gelerek, kullandığı şu cümle, evlerimizin kapı girişlerine asarak, eve gelen misafirlerin akıllarında bir soru işareti oluşturmamıza yardımcı olabilir.

Is ignorance bliss, or do knowledge and learning provide true happiness? (Cahil mutluluk mudur ya da bilgi oluşturmak ve gerçek mutluluğu sağlamayı öğrenmek mi?

Çocukluğumuzdaki sahip olduğumuz en önemi şey olan bilmemek, bizi birleştiren en yüce şeydi. İlerideki ve bir sonraki yaşantımızda ise bilmek ile beraber gelen ayrıştırıcı güç, bizi rüzgarın dağıttığı kuru yapraklar haline getirdi. Bir ağaç dalında beraber rüzgara karşı dimdik durur iken şimdinin yarınında rüzgarla beraber, farklı iklimlere savruluyoruz.

Birbirinden ayrılan insanların, mahkum kaldığı kendi iç dünyalarının cahil olmasından dolayı ortaya çıkan kıyım, yıkım ve intiharlar, günümüz dünyasının yalnızlık metaforunda kendine yer bulamayışının en hüzünlü hikayesi haline geliyor.

Çağın en büyük uyuşturucusu olan televizyonda, bir televizyon kanalı kuruldu yakın zamanda. Bir kanal ki sadece eğlence üzerine yayın yapıyor. Günlük yayın akışı içerisinde, izleyici eğlendirmeyen, güldürmeyen, mutlu etmeyen hiçbir program yok. Zaman zaman duygusal anlarla izleyici potansiyelini arttırmaya çalışsa da temel amaç, izleyici televizyon ekranına mahkum ederek, reklam pazarlarında geniş yer bulup para kazanmak. Yayınlanan eğlence programlarının, dizilerin, yarışma, şarkı programlarının tek amacı para kazanmak.

Ve bir televizyon kanalı para kazanırken, ”cahillik mutluluktur” parolasını boynuna asarak, çevremizde dolaşan o insanlara her an rastlar olduk.

Bilgiden uzak, düşünceden uzak, hayalden uzak, gerçekten uzak, televizyon programları, gazete sayfalar, internet maceraları, insanları, cahilliğin güç olduğuna inandırmakta ve toplumda cahilliğiyle birbirinden güçlü olduğundan bahseden bireyler, güler yüzüyle ve hırslarıyla aramızda dolaşıyorlar.

Çocukluklarının aydınlık, temiz, saf sokaklarına uğramıyorlar artık. Gittikleri bir cafede, bir restoranda, bir eğlence yerinde, çevrelerindeki cahilliğin güç, cahilliğin mutluluk, cahilliğin gerçek olduğunu düşünen arkadaşlarıyla, dostlarıyla, kahkahanın ve mutluluğun gerçekliğine kendilerini inandırıyorlar.

Uzun zamandır görüşmeyen dostlar bir araya geldiğinde, birbirine özlemle sarılmadan önce öz çekim (selfie) yapmakta, mekanlarda olduğunu gösteren programlarına girmekte, herkese ve her şeye bir arada olduğunu önce göstermekte artık. Aynı masada oturan dört kişinin, ellerindeki akıllı telefonlarda olduğun görüp, göğsünde ağırlık hissetmeyen bireylerin varlığı, masadaki kişilerin durumundan daha kötüdür aslında.


Bir devekuşu olduğunu söyleyen arkadaşım, kafasını kumdan ne zaman çıkaracağını bilmediğini söylüyor. Artık insanlardan, çevrelerden, dünyadan, Türkiye’den korktuğunu ve kafasını kumdan ne zaman çıkarmaya çalışsa, yan tarafında aynı şekilde kafası kumda olan insanları görüp korktuğunu, tekrar en derine kadar kafasını kuma gömdüğünden bahsediyor. Bir arkadaşım devekuşu oluyor ve diğer insanlara katılıyordu.

Okuduğun her kitap, izlediğin her film, gördüğün her çocuk, bir ağacın yaprağı, bir karıncanın yuvasına taşıdığı çekirdek kabuğu, sobada ağır ağır yanan ateşin duvara yansıttığı sarı ışık, kurşun kalemin içindeki siyah kömür, beyaz defter yaprağının üretildiği ağacın köklerinin uzandığı mezarın kime ait olduğu, üzerindeki elbisenin hangi ülkede, hangi şehirde, hangi fabrikada, hangi insanın narin elleri arasından üzerine geldiğini, ellerinde dolaşan kanın, damarlar içerisindeki hareketine neden olan kalbinin durmadan nasıl çalıştığını ve en önemlisi her şeyin göremediğin arka planını, içsel yolculuğunu, neden, nasıl, nerede, ne zaman, nasıl ve kim (5N1K) sorularını bularak, görerek, hissederek, inanarak cahilliğin mutluluğundan, bilginin erdemine ulaşabiliriz.

"40 bilgeyi bir delille yenebilirsiniz ama bir cahili 40 delille yenemezsiniz…"

* * * * *






* * * * *
ignorance is bliss
ing. cehalet mutluluktur anlamina gelen deyim.
birseyin bilgisine sahip olmamanin, hayati kolaylastirdigi durumlar icin kullanilir..

* * * * *

düz mantık yaklaşıldığında toplumları felakete sürükleyen olgudur.

mevcut otokontrolümüz sıfıra indi ve aynı ignorance belası yüzünden bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mottosu kuvvetlendi.

benim memurum işini bilir aforizmasına verilen tepki de sıfıra indi. aksine rüşvet meşrulaştı,ignorance de ne demek...

ignore, ignore nereye kadar kardeşim!

düne kadar -televizyonlarda izlediğimiz-
adana'da, insanların içinde, eşi tarafından cadde ortasında yüzseksen yerinden bıçaklanan kadını görüntüleyen kameramana soruyorum! diyelim ki sen görevini yapıyorsun! peki diğer andavalların gözü ske mi bakıyor da o kadını biri gidip kurtarmıyor!?

ignorance is blissmiş, nah bliss! hatta peh!

* * * *



Peki, teknoloji ne kadar sorumlu bu konuda?


Aslında teknoloji mutsuz etmekten çok, kişiyi sabırsız kılma özelliğine sahip diyebilirim. Misalen, eskiden bazı köylerde yalnız bir telefon olurdu ve o da çoğunlukla -resmi görüşmelerinden ötürü olacak- muhtarın evinde bulunurdu. Uzak bir bölgeden köylünün kendisine ulaşmak isteyen bir yakını da önce muhtarın telefonunu çaldırır, o da ilgili köylüyü evine çağırtır, daha sonra da telefon tekrar çalar ve iki uzak bir anda yakın olurdu. Bu da toplamda yaklaşık 40-45 dk’lık bir zamanı kapsardı. Ayrıca çok uzak bir tarih de değil bu, on yıl önceki Türkiye’nin birçok köyünde vaziyet buydu. Günümüzde ise hemen herkesin elinde olan cep telefonlarıyla, bırakın aramayı, bir web sitesine dahi 45 saniye geç girince adeta sinir küpümüzü çatlatıyoruz. Bu durum, bir yerden bir yere hayvan sırtında ve ancak saatler sonra varan insanların, şimdi ise trafikte en konforlu arabalarıyla on dakikada varacağı yolda birkaç saniyelik trafik ışığının sönmesini bekleme zahmetine bile katlanmak istememesinde de kendini bariz bir şekilde gösteriyor. Yani teknoloji hayatı kolaylaştırıyor ve hızlandırıyor, bu da her şeyin çarçabuk bitmesini isteyen insanların sabrını ve dolayısıyla mutluluğunu da azaltıyor. Bu da teknolojinin değil, aslında ‘’iyi şeyler zamanla olur’’ cümlesindeki gizli öznenin, yani sabrın, mutluğumuzla daha çok ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Şimdi de ‘’cahillik mutluluk mudur?’’ sorusuna yanıt olacak ikinci bir soruyu soralım ve bu bahsi de bir nihayete vardıralım istiyorum. Çünkü başlangıçta da belirttiğim gibi, mutluluğu sürekli olarak kovalamak kaçırır onu bizden, aynı onun gibi, kurcalamak ise benzer sonuçlar yaratır en azından.

İkinci ve bize bu konuda cevap sunabilecek soru ise şu: ‘’Neyin cahilisin?’’

Yani cahillik mutluluktur, bu bir ölçüde doğru. Ama neyin cahili olduğumuz da bu konuda çok önemli. Mesela; hayatı boyunca iyi bir çevrede, ailede ve aynı derecede zararsız insanlarla birlikte yaşamış, bu vesileyle de kötülükleri bir o kadar az tanımış kişiler ‘’kötü şeylerin cahili’’dir ve başka etkenleri yok sayarsak, mutludur. Oysa günümüz Türkiye’sinde olduğu gibi küçük yaşlardan itibaren her ana haber bülteninde şahit olduğu savaşlar, katliamlar, türlü şekillerde işlenmiş cinayetler, ensest ilişkiye varacak şekildeki tecavüzler, tacizler, gasplar, kavgalarla büyüyen bir çocuğun ‘’iyiliklerin cahili’’ şekilde yetişmesi ne yazık ki o kadar mümkün ki. Hele aynı oranda iyi haber, olay, durum görmemişse hayatında…

Bazen gerçekten bazı konularda cahil olmak gerekiyor. Mesela altı yaşındaki bir çocuğun zihnini, eşini sokak ortasında öldüren bir kocanın görüntüsüyle kirletmemek gerekiyor. Aynı şekilde milyar dolarlık evlerinde sayısız odası bulunan ama yine de yalnız yaşayan insanların basında yer alan sahte gülücükleriyle de. Üstelik salt mutlu olmak için savunmuyorum bunu, insan olmak için daha çok. Ya da öyle kalabilmek için. Çünkü ‘’mutlu insan’’ tamlamasından mutluyu çekerseniz, bir insan yalnız da kalabilir, yaşayabilir, ama insanı çekerseniz mutluluk yalnız hiçbir şey ifade etmez.

Biraz cahillik, çoğu zaman mutluluk demek. Ama neyin cahiliyiz? sorusunu kendimize her daim sormayı ve ‘’insan’’lığın her zaman mutluluktan çok daha değerli olduğunu da unutmamak gerek…


Kaynak: R u ş a n K ı l ı n ç

* * * * * *


* * * * * * *

Cahil ile sohbet etmek zor olur,
Kulağı sağırdır, gözü kör olur.
Her sözünde kavga niza var olur,
Cahiller, dikenli çalı sayılır.”
Âşık Veysel Şatıroğlu

“Burzi Cemher’e sormuşlar: Neden cahilleri kınamıyorsunuz? Cevap vermiş: Biz köre gör, sağıra duy diyemeyiz.” Burzi Cemher

“Cahil kimseler, ilimle birbirlerine karşı övünürler. Onların ilimden nasibi, sadece övünmeleridir.” Ka’b-ül Ahbâr

“Şahadetnameli cahil mi istersin bu âlemde?
Maarif bizde şimdi meyvesiz aşcara dönmüştür.”
Eşref

“Cehalet, âdemi mahrum eder her saadetten.”
Eşref
“Cehalet öyle binektir ki, üzerine binen zelil olur, arkadaşlık yapan yolunu kaybeder.” Hz. Osman
“İnsanların en cahili, ahiretini başkasının dünyası için satandır.” Hz. Ömer

“Şu ümmet için en çok korktuğum şey, dili ve sözleri ile âlim, kalbi ile cahil olan kimsedir.”
Hz. Ömer
“Cahil ile sakın latife etme. Dili zehirli olduğundan gönlünü yaralar.” Hz. Ali

“Âlim, ölse de yaşar; cahil yaşarken ölüdür.” Hz. Ali

“Cehalet yoluna giren, adalet yolunu bırakır.” Mansur bin Ammar

“Cahil olanların merhamet ve lütfu azdır.” Hz. Mevlâna
“Cehalet ilacı bilgidir. Bilen güvenir. Güvenen saadet yolunu bilir ve o yola girer. Doğru yola giren mutlaka gayesine ulaşır.”İbn-i Sinâ
“Serseri, cahil bırakılmış çocuğun büyümüşüdür.” Muhammed İkbal

“Kim bir şeyin ona faydalı veya zararlı olduğunu bilmezse, cehaletini ortaya koyar.”
İbni Nüceyd

“Cahiller kâmile sen bilmen deyip,
Anın için kaybettiler irfanı.” Pir Sultan Abdal

“Bilgisiz insan davula benzer, sesi çok çıkar ama içi boştur.” Sadi

“Ne kadar okursan oku, bilgine yakışır şekilde davranmazsan cahilsin demektir.” Sadi

“Humkumun ölçüsün bulmada fen caizdir,
Cehlinin debdebesi koskoca umman gibidir.” Tahir Nâdi

“İnci ve mücevher gibi kıymetli olmak istersen, ariflere hizmet eyle. Cahilin bin sözü sana miyar olmasın. Çünkü onlar hep boş konuşurlar.”Yunus Emre

“Bilgisiz insan hep hastalıklı olur. Hastalık tedavi edilmezse, insan çabuk ölür.”
Yusuf Has Hacib
“Cahil geziyor zevrak-ı ikbal-i safada,
Arif yüzüyor merkez-i girdab-ı belada.”
Ziya Paşa

“Cahilin yüz faydası bir zararını karşılamaz.” Nâsır-ı Hüsrev

“Akraban da olsa cahille ilgini kes. Çünkü vereceği sıkıntı, sağlayacağı huzurdan fazla olur.”
Nâsır-ı Hüsrev

“Cahilin bedeni seyyar bir kabirdir. İlim öğrenmediği müddetçe gaflet uykusu içindedir. Ölünceye kadar uyanmaz.” İmam Mâverdî




* * * * *


* * * * * *


Kuranda cahillik

Güzel Kurani kerimimizde geçen cahillik ile ilgili ayetler. Kuranda geçen cahillik ile ilgili ayetler tarafmizca seçilip otomatik listelenmekte.

Kuranda cahillik ile alakali tahmini 19 ayet geçiyor
2:67 - Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dedi.
4:17 - Ancak Allah'ın kabul etmesini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir).
6:35 - Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi gücün yetiyorsa yerin içine (inebileceğin) bir delik, ya da göğe (çıkabileceğin) bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin! Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!
6:54 - Â yetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir".
6:111 - Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de kendileriyle konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah'ın diledikleri hariç, yine de inanacak değillerdi, fakat çokları bunu bilmezler.
7:138 - Ve İsrailoğullarının denizden geçmelerini sağladık? Derken bir kavme vardılar ki, onlar, kendilerine mahsus bir takım putlara tapıyorlardı. Dediler ki; Ey Musa! Onların tanrıları gibi, sen de bize bir tanrı yap! Musa da onlara dedi ki: Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz.
7:199 - Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.
11:29 - "Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ve ben ona iman edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
11:46 - Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."
12:33 - Yusuf dedi ki: "Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir. Eğer sen, bu kadınların tuzaklarını benden uzak tutmazsan, ben onların tuzağına düşerim ve cahillik edenlerden olurum".
12:89 - O dedi ki: "Siz cahilliğinizde Yusuf'a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?"
16:119 - Sonra şüphe yok ki Rabbin, bir cahillikle günah işleyip ardından tevbe eden ve durumunu düzelten kimseleri bağışlar. Şüphesiz ki Rabbin, bu tevbeden sonra Gafurdur, Rahîmdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.)
25:63 - O çok merhametli Allah'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve cahil kimseler kendilerine laf attığı zaman (incitmeksizin) "selam" derler (geçerler).
28:55 - Onlar, boş söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve "Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selam olsun. Biz kendini bilmezleri istemeyiz" derler.
33:72 - Biz o emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik, onlar, onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan korktular da onu insan yüklendi. O gerçekten çok zalim ve çok cahildir.
39:64 - De ki: "Ey cahiller! Şimdi bana o Allah'tan başkasına mı kulluk etmemi emrediyorsunuz?"
46:23 - Hud: "O azabın ne zaman geleceğine dair ilim Allah katındadır. Ben size benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum." dedi.
49:6 - Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz.
51:11 - Onlar bir sarhoşluk ve cehalet içinde şuursuzdurlar.

* * * * * *

Akıl ve Cehalet ile İlgili Hadisler




Muhammed b. Müslim, Ebu Cafer (Muhammed Bakır aleyhisselâm)’ın şöy­le dediğini bildirdi:

«Allah, aklı yaratınca onu konuşturdu, ardından ona: "Beri gel." dedi, akıl beri geldi. Sonra: "Geri git." dedi, akıl geri gitti. Sonra şöyle buyurdu: İz­zetim ve celâlim hakkı için senden daha sevimli bir şey yaratmış değilim. Senin ek­siksiz, olgun halini ancak sevdiğim kimselere bahşederim. Sadece sana emreder, yal­nız sana yasaklarımı yöneltir, sırf seni cezalandırır ve yalnızca seni ödüllendiririm.»

Hasan b. el-Cehm şöyle rivayet eder: İmam Rıza (Ali b. Musa aleyhisse­lâm)’dan şunları dinledim:

«Her kişinin dostu aklıdır; düşmanı da cehaletidir.»

Sekûnî, İmam Cafer (aleyhisselâm)’dan ve o da babasından (aleyhisselâm) riva­yet eder ki:

Emir'ül-Mü'minin (Ali aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «Cahillerin kalplerini arzular yerinden oynatır, boş ümitler rehin alır ve tuzaklar avlar.»

İbrahim b. Abdulhamid rivayet eder ki:

Ebu Abdullah (aleyhisselâm) şöy­le buyurdu: «İnsanlar içinde aklen en olgun olanı, ahlaken en güzel olanıdır.»

Sekunî, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet eder:

«Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi) buyurdu ki: «Tavırları güzel ve sempa­tik bir adamdan size bir haber gelirse, siz asıl onun aklının güzelliğine bakınız; çün­kü bu insan aklının düzeyine göre yapıp ettiklerinin karşılığını görecektir.»

Sehl b. Ziyad merfu olarak şöyle rivayet eder:

Emîr'ül-Mü'minin (Ali b. Ebu Tâlib aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «Akıl, ayıpları örten bir perdedir. Fazilet, açık bir güzelliktir. O halde yaratılı­şından gelen karakter bozukluklarım, erdemlerinle ört. Hevânı aklınla öldür. O za­man insanların sana yönelik dostlukları devam eder ve sana sevgi gösterirler.»

Ibn Ebu Ya'fur, Şeybanoğullarının Mevlâsından, o da Ebu Cafer (Muhammed Bakır aleyhisselâm)’dan şöyle rivayet eder:

«Bizden Kâim (Mehdi accelallahu ferecehu) ortaya çıktığı zaman Allah, onun elini insanların başının üzerine koyar. Böylece insanların akıllarını derleyip toplar, anlayışlarını kusursuzlaştırır.»

Abdullah b. Sinan Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’ın şöyle de­diğini rivayet eder:

«Allah ile kullar arasındaki hüccet (kanıt) peygamberdir. Kullar ile Allah arasındaki hüccet ise akıldır.»

Hasan b. Ali b. Faddal, ashabımızın bazısından Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

«Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi), hiçbir zaman kullarla aklının derinliğiyle konuşmamıştır.» İmam devamla şöyle dedi: «Resûlullah buyurmuştur ki:

«Biz peygamberler topluluğuna, "insanlarla akıllarının alabileceği oranda ko­nuşmak" emredildi.»

İsmail b. Mihran, hadis rivayet ettiği ricalin bazısından, onlar da Ebu Abdullah (aleyhisselâm)’ dan şöyle rivayet etmişlerdir:

«Akıl mü'minin kılavuzudur.»

Serri b. Halid, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan şöyle rivayet etmişlerdir:

«Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi) şöyle buyurdu: «Ey Ali! Cehalet­ten daha çetin bir yoksulluk ve akıldan daha faydalı bir mal yoktur.»

Muhammed b. Müslim, Ebu Cafer (Muhammedi Bakır aleyhisselâm)’dan şöyle rivayet eder:

«Allah, aklı yarattığı zaman ona: "Beri gel." dedi, akıl beri geldi. Sonra ona: "Geri dön." dedi. Akıl geri döndü. Ardından şöyle dedi: İzzetim ve celâ­lim hakkı için senden daha güzel bir şey yaratmış değilim. Sadece sana emreder, ya­saklarımı yalnız sana yöneltir, sırf seni ödüllendirir ve ancak seni cezalandırırım.»

Ebu Haşim el-Caferî şöyle rivayet eder:

İmam Rıza (Ali b. Musa aleyhisselâm)’ınyanındaydık. Bir ara akıldan ve edepten konuştuk. :

Buyurdu ki: «Ey Ebu Haşim! Akıl, Allah'ın bir bağışıdır. Edep ise zahmet çe­kilerek elde edilir. Edep elde etmek için uğraş veren kimse, sonunda onu elde eder; ama akıl edinmek için çabalayan insan, cahilliğini artırmaktan başka bir iş yapmaz.»

İshak b. Ammar rivayet eder ki:

Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’a dedim ki:

Sana kurban olayım! Benim bir komşum var; çok namaz kılar, çok sadaka ve­rir ve çokça hacca gider. Bu güne kadar olumsuz hiçbir yönünü görmedim. İmam buyurdu ki: «Ey İshak! Aklı nasıldır?» Dedim ki: Sana kurban olayım! Pek akıllı sayılmaz. Dedi ki: «İşlediği ameller, onun derecesini yükseltmez.»

Esbağ b. Nubate, Ali b. Ebu Tâlib (aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Cebrail, Âdem (aleyhisselâm)’ın yanına indi ve dedi ki:

"Ey Âdem! Üç şey­den birini seçmeni önermekle emrolundum. Birini seç, diğer ikisini bırak."

Âdem ona: "Ey Cebrail! Bu üç şey nedir?" diye sordu.

Cebrail: "Akıl, hayâ ve dindir." dedi.

Âdem: "Ben aklı seçtim." dedi.

Bunun üzerine Cebrail hayâ ve dine: "Haydin dönelim, onu bırakın." dedi.

Hayâ ve din dedi ki: "Ey Cebrail! Bize, akıl neredeyse siz de orada olun." diye emredildi. Bunun üzerine Cebrail: "Öyleyse size emredildiği gibi hareket edin." dedi ve geldiği yere doğru yükseldi.»

Muhammed b. Abdulcabbar, ashabımızın bazısından merfu olarak Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)'dan şöyle rivayet etmişlerdir:

İmam'a sordum ki: Akıl nedir?

Buyurdu ki: «Rahman'a kulluk sunmanın aracı ve cennetleri kazanmanın aleti olan bir yetenektir.»

Dedim ki: Peki, Muaviye'nin sahip olduğu yetenek nedir?

Buyurdu ki: «Onunkine kurnazlık denir. Şeytanettir. Akla benzer; ama kesin­likle akıl değildir.»

Hasan b. el-Cehm rivayet eder ki:

İmam Ebu'l-Hasan (Ali b. Musa aleyhisselâm)’a sordum: "Yanımızda bazı in­sanlar var, bunlar imamlara sevgi beslerler; fakat dinde derin kavrayış ve kesin inanç sahibi olanların kararlılıklarını onlarda gözlemleyemiyoruz. Yalnızca sözleriyle ka­rarlı olduklarını ifade etmeye çalışıyorlar." bunlar hakkında ne buyurursunuz?

Dedi ki: «Bunlar, Allah'ın azarladığı kimselerden sayılmazlar. Allah, onlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Ey akıl sahipleri! İbret alın." (Haşr, 2)»

Abdullah b. Sinan rivayet eder ki:

Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’a abdest ve namazla ilgili olarak çeşitli vesveselere müptela olmuş bir adamdan söz ettim, sonra da şunu söyledim:

"O, akıllı bir adamdır."

Ebu Abdullah buyurdu ki: «Şeytana uyan bu adamın neresi akıllıdır?»

Dedim ki: Şeytana nasıl uyuyor?

Buyurdu ki: «Ona sor bakalım: Senin içine doğan bu vesvese kimdendir? Mutlaka: "Şeytanın işidir." diye sana cevap verecektir.»

Ahmed b. Muhammed mürsel olarak şöyle rivayet etmiştir:

Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm) şöyle dedi: «İnsan kişiliğinin dayanağı akıldır. Anlayış, kavrayış, hafıza ve bilgi, akıldan kaynaklanır. İnsan, akıl ile olgunlaşır. Akıl, insanın kılavuzudur. İnsan onunla görür. Her işinin anahtarı akıldır. İn­san, aklını nur ile destekleyince âlim, hafız, düşünür, anlayışlı, kavrayışlı olur. Onun sayesinde nasılı, niçini, neredeyi bilir. Kendisine öğüt vereni ve kötülüğünü isteyeni birbirinden ayırır. Bütün bunları bilince izleyeceği mecrasını, buluşma noktasını ve ayrılış noktasını bilir. Tekliği Allah'a özgü kılar. Allah'a itaati benimser. Bunları ya­pınca kaçırdığı fırsatları telafi etmiş olur. Gelmekte olanları elde eder. İçinde bulun­duğu durumun bilincine varır. Niçin burada olduğunu, nereden geldiğini, nereye git­tiğini bilir. Bütün bunlar akim pekiştirilmesinin göstergeleridir.»

* * * * * *




ahahaha cübbeli hoca güldürdü beni yine onuda paylaşayım:)

Araştırma buraya kadar, yoruldum valla.. umarım faydalı olmuşumdur okuyanlara :) ayrıca merak ediyorum cahillik genetik midir ? bilgisi olan varsa yorumlasın lütfen, internetde bulamadım genetik bilgi hakkında bilgi kaynağı:)

Yorumlar

Kaan17.11.2015

cahillik tamamen çevresel faktörlerden kaynaklanır.. zeki insanlar bile cahil olabilir, o yüzden şu ince çizgiyi çizmek lazım.. bilmemek değil öğrenememek ayıptır. çabalamak gerekir.. şahsi kanaatim diğerine göre daha iyi bir çevrede yetişen insan cahillikten kurtulabilir. o yüzden hor görmemek lazım cahil insanları. suç tamamen devlette, ailede, çevrede, kültürel yetiştirilme tarzında, eğitimde.. ekonomide.

Arşiv

Online Üyeler

    Online üye yok !

Bülten Kayıt

b