Siyaset ve bilim :

bilimist

bilimist Yazdı...



Liyakat nedir ? Toplumsal ahlak ile liyakat birlikteliğinde sosyoloji ve algı

13 Kasım 2019 Bu içerik 57 kez okundu.

Liyâkat nedir ?

Arapçada ‘lyk’ kökünden gelen liyakat sözü, ‘layık olmak’ anlamına gelir.
Türkçeleştirmek gerekirse, uygun olmak, yaraşmak, yakışmak anlamlarını taşıyabilir.
Bilgisi, eğitimi, görgüsü, iletişimi, kültürü, performansı, fiziksel becerileri, zihinsel becerileri gibi kişiye farklılık katan özellikleri liyakat sahibi olup olmadığını anlamakta ve seçmekte önemli unsurlardır.
Liyakatta bulunması gerekenler şunlardır;

1. Vizyon
2. Uzmanlık
3. Bilgi
4. Pratik
5. Tecrübe
6. Muhakeme
7. Mukayese
8. Yaş (Çalışma süresi)
9. Zekâ
10. Tevazu
11. İletişim

Neden Liyâkat önemlidir ?

Bir işi yapmak için yada yaptırmak için Liyâkat aranmaktadır. "İşin ehli" olması yapılan işin hızlı düzgün sorunsuz bitmesini sağlayabilecektir.
Bu bilgi ile söylenen bir kaç söze dikkat çekelim
“At binenin, kılıç kuşananın: Her şey, onu gereği gibi kullanmasını bilene yakışır”
Nizamü’l-mülk Siyasetname adlı eserinde herkesin liyakatince istihdam edilmesi gerektiğini söyledikten sonra alimlerin sözünü anımsatır: “Liyakatli ve tecrübeli bir köle, bin evlattan evladır.”

Ahlak ve Liyâkat çatışması

Şuan yaşadığımız toplumda ahlaki değerler her geçen gün altüst olmuştur. Özellikle de iş hayatında Nepotizm ve kronizm (akraba ve eş dost kayırmacılığı), toplumsal bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Herkes aslında etik erdemli ve ayrımcılık yapmayacağı bir düzenden bahseder fakat içselleştirme konusunda özünde ne var ise ona göre yol çizer.

Genelleme yapmak gerekirse bu böyledir, iş hayatındaki bu kayrımcılığa birde hiyerarşiyi eklersiniz.. Toplumsal ahlak ve liyakat çatışması başlamış olur.
Bu konuda; Liyakat ve sadakat ile ilgili de bir çok tartışma yapılmıştır.

Liyakat mi Sadakat mi ?

"Benim vezir oluşum liyâkatimin muktezâsı değil sadâkatimin mükâfâtıdır" (Fâik Reşat)

Liyakat ile sadakati konuşurken bu ikilemlerimiz, belki de liyakatin içine sadakati katmadığımızdan olabilir . Yani liyakatin içine sadece profesyonellik dediğimiz teknik yetkinlikleri atıp, bilgi, tecrübe ve yetenekle harmanladığımız sürece, liyakat olarak gördüğümüz şeyin bir ayağı topal kalıyor. Liyakat neden sadakati kapsamıyor, neden bir çalışan bir göreve layık dediğimizde sadakati bunun içinde düşünemiyoruz? Profesyonel dediğimiz, liyakat sahibi dediğimiz insan profilinin içinde sadakat genleri olmuyor mu? Kuşkusuz oluyor ama bir yerde içten bağlılık ile teknik yeterliliği bağdaştıramıyor, duygular ile gereklilikleri aynı kapta düşünemiyoruz. Tabii burada bir de ne kadar tercihler, seçimler, görevlendirmeler desek de bir insanın bir insanla uyumu konusu var.

Sadakatin mutlaka sınırı olmalıdır, Bu sınırı belirleyenler hukuk, ahlak, vicdan ve toplumsal değerlerdir. Üst makamda olan sadakati sınırsız olarak düşünmemelidir. Güç ve kudretin sınırları ile sadakatin sınırlarının benzeştiğini unutmayınız. Körü körüne sadakat, yönetimde söz konusu olmamalıdır.

Konuyu ele alırken üç adımda yürüdük ilk adımda liyakat ikinci adımda sadakat ve üçüncü adımda sadakatin sınırını ele alarak yönetimde başarılı olabilmek için gerekli safhaları bir araya getirdik.

Yalnızca liyakat faktörlerine bakarak, kişiyi layık diyerek atamak ve bu kişinin sadakatinde sınır olmaması ve her şeye olur demesi vermesi ve körü körüne biat etmesi vicdan, ahlak, adalet ve toplum değerlerine aykırı işlem yapması durumunda başarılı yönetimden söz edilemez, çalışanlar ve toplum bundan rahatsızlık duyar.

Liyakat ve sadakat olmadan;
Başarısız yönetimin sonucu ne olabilir,


Yönetim ilkelerinin, insan unsurunun olduğu her yerde benzerlik olduğu için Sun Tzu ile konuya baktığımızda
"Komutanlar devletin kalesidir. Kalenin her noktası sağlam ise, devlet güçlü; kale çürükse devlet zayıftır."

Yöneticilerin yanlış seçiminin sonucu olarak yönetimin zayıf olduğunu açıklamaktadır.

"Komutanına güven duymayan askere ceza verildiğinde asker komutanına itaatkâr olmayacaktır. İtaatsiz asker ise asla zafer kazanamaz. Komutanına inanan askere ceza uygulanmazsa, asker komutanına güvenini yitireceğinden yine başarısız olacaktır."

Güven duygusunun ceza ve başka yöntemle sağlanmayacağını, başarının karşılıklı güven ve itaate bağlı olduğunu Sun Tzu vurgulamıştır.

"Kuran'ı Kerim'in Nisa Suresi'nin 58'inci ayetinde şöyle deniyor: Allah size, mutlaka emanetleri (işleri) ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle davranmanızı emreder. Ayette liyakat, adalet ve sadakatin sınırı çok açık şekilde anlatılmaktadır."

Şimdi bunları bir kenara koyup farklı bir açıdan bakalım; Liyakat sahibi bir kişi düşünelim, yüksek atom mühendisi olsun.. isteyerek kendisini sürüklediği bir nükleer silah projesine dahil ediliğini düşünelim.. bu kesinlikle bireysel olarak liyakatli bir davranış fakat toplumsal olarak ahlak eksikliği olan bir düşünce tarzıdır.



Şimdi.. Kafamızda bir saat çizelim, ahlaklı olmadan liyakat sahibi olan kişiler sayesinde tersine çalışan bir saat.. peki bu saate sonradan dahil olan ahlak sahibi liyakatli kişiler ne olacak ?


Öncelikle bu konuyu derinlemesine analiz etmeden önce sosyoloji nedir bunu iyi anlamak gerekir.

Sosyoloji bireysel ilişkilerin veya bireysel etkileri tüm çevre bireylerine yansıması ile oluşan davranışları inceleyen bilim dalıdır.

Bireysel olguların, davranışların toplumsal değerlere entegresi kabullenebilme ilkesi ile süreklilik bulur.

Toplumsal değerlerin duygu düşünce entegresi algı ile oluşur.

Algılar toplumsal değerlerin belirlenmesinde en büyük rolü üstlenir. Algılar bireysel olarak başlatılabileceği gibi, topluluklar üzerindendende oluşturulup entegre edilebilir.

Peki, algılarımız yanılgıya düşer mi ?

Burada gerçeklik, hakikat ve doğruluk kavramlarını anlamamız gerekir.

Gerçek: İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,

Hakikat: Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

Doğru: Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.”

Sonuç; Akıl ve ahlak sahibi olan birisinin alternatifleri düşünmesi gerekir.

Alternatif düşünce herzaman hayat kurtarır;
Şimdi madalyonun diğer yüzünden bakalım;

Evet tabiki atom mühendisinin nükleer silah geliştirmesi ahlaki bir olgu olarak görülmemektedir fakat bir toplum meselesi olacaksa, farklı toplumların nükleer silah üretip veya farklı projeler üretip diğer bir toplumu tehdit edecek seviyeye geliyorsa, buda ayrı bir toplumsal karmaşıya yol açmaktadır.
Bu yüzden evet ahlaki değerlere sahip çıkmak gerekiyor, fakat toplumsal değerlerimizinde korunması hususunda gerekli özeni göstermek için akıl gerekiyor.

Ve şimdi tam buarada konumuza ve sorunsalımıza geri dönecek olursak; Ahlak ve liyakat sahibi kişiler ne olacak ?

Gerçeği ve hakikati arayıp akıl ve ahlak yolunda dünya için doğru olanı yapmaları gereken kişiler ?
Ahlaki değerlerine sahip ve akıl dolu insanlar hakkında ne hüküm vereceğiz ?

Dediğim gibi, kurunun yanında yaş yanıyor malesef! toplumsal olgulara sahip çıkmak, korumak için bazen ahlaki ve öz değerlerimize ihanet edebiliyoruz.

Bu durumda ahlaklı olmak ve ahlaki değerleri korumak için aklı, aklı korumak için ise ahlaklı olmak ve ahlaki değerlere sahip çıkmamız gerekiyor.

İmam Maturidi ve akıl:

Türk din bilgini Maturidi’nin dini anlamak, din, akıl ve zihin işidir; yani insan akli ve zihni kapasitesinin elverdiği ölçüde dini anlayıp kavrayabilir. Bu da insanların dinle ilişkisi farklı olduğunu gösteriyor çünkü herkesin zihni seviyeleri farklıdır. Mesela:

• Bazı insanlar naklin yardımına ihtiyaç duymadan düşünme ve delile başvurma yoluyla, yani fikri çabayla dini anlayabilir. Bunlar sayılarla sınırlı olan filozoflar ve alimlerdir.

• Diğer kısım ise, ancak naklin yardımı ve bildirmesiyle kavrayabilirler. Bunlar çocuklara benzerler; öğretme, yönlendirme ve uyarmayla kavrayabilirler.

• Bunların dışında kalanlar ise ne akılla ne de nakille kavrayabilirler; onlar ‘hayvan tabiatlı’ insanlardır.

Hadisi Şerif:

“Her şeyin bir aleti vardır: Müminin aleti akıldır. Her şeyin bir biniti vardır. Kişinin biniti akıldır. Her şeyin bir direği vardır. Dinin direği akıldır. Her kavmin bir dayanağı vardır. İbadetin dayanağı akıldır. Her kavmi bir çağıran vardır. Alimi ibadete çağıran akıldır. Her şeyin bir tamirci ustası vardır. Ahiretin tamircisi akıldır. Herkesin kendisinden sonra unutulmayacak bir eseri vardır. Sıddıkın eseri akıldır. Her yolcunun bir çadırı vardır. Müminin çadırı akıldır.”

Hazreti Ali:

“Şüphesiz bir insanın hayırlı sıfatlardan birine sıkı sıkıya sarıldığını görürsem bu sıfatından dolayı onu yükseltir (kabul eder, inayette bulunurum), o sıfatın dışında başka sıfatlara sahip olmasa dahi onu bağışlarım; ama onu akılsız ve dinsiz olmasından dolayı bağışlamam. Çünkü dinsizlik emniyetten ayrılmaktır ve korku ile yaşamak da faydasızdır. Akıl olmazsa hayat da olmaz ve ölülerle dostluk olmaz.”

Kemal Tahir

“Akıl her zaman doğru çalışmıyor, çeşitli hırslar, istekler de yanılmaları kolaylaştırıyor. en kötüsü kendi kendimizle çoğu zaman çelişmeli yaşadığımız halde, başka bir insanla birlik kurmaya, duygularımızı birbiriyle hiç ayrıntısız eşleştirmeye çalışıyoruz."

Yorumlar

Henuz yorum eklenmedi ilk ekleyen siz olun .Yorum Ekle

Arşiv

Online Üyeler

    Online üye yok !

Bülten Kayıt

b